« Önceki |

2/7/2007

GERÇEK DOSTLAR

                

Edirne’nin  Lalapaşa ilçesinde güzel bir mahalle vardı.  Sokak   köpekleri  ve kedileri olmazdı. Tüm yabani otlat düzenli bir şekilde  biçilirdi.  Otlar sık sık sulanırdı. Solan çiçekler hemen kesilir yerlerine yenileri dikilirdi. Mahalden geçen insanlar birbirlerine merhaba merhaba  diye seslenirlerdi. Bu mahallede hiç hırsızlık olmazdı. Mahalle sakinlerini hepsi  birbirlerini çok iyi tanırlardı. Esnaflar bir yere gidecekleri zaman  dükkanlarını kapatmazlardı. Bu mahallede sık sık polisler dolanır dururdu. Çünkü başka yerlerden kötü niyetli kötü insanlar  gelebilirdi. Çok sevimli şirin ve oldukça sakin bir mahalleydi. 

                              Bu  mahallede bir yardım derneği yardı. Bu derneğin adı bir avuç su derneğiydi. Bu derneğin kurucusu aynı zamanda başkanı olan bir adam vardı. Çok yardımsever, temiz kalpli , çehresi nur dolu bir adamdı. Yüzünden hiç gülücükler eksilmezdi. Kendi sorunları olsa bile  dışarıya yansıtmazdı. Su gibi tertemiz  bir adamdı. Bu adamın adı Hakkı’idi. Hakkı yeşil gözlü, uzun boylu, siyah saçlı, bembeyaz yüzlü bir adamdı. Bu yardım derneğinde çeşitli yardımlar dağıtılırdı.Aş (yemek)yardımları,urba (giyecek) yardımları dağıtılırdı.Hakkının bir yardımcısı vardı. Bu yardımcısının ismi Harun’du. Harun’da  Hakkı  gibi çok temiz kalpli iyi bir insandı. Hakkı ve Harun çok iyi bir arkadaştı. Her dertlerini sırlarını paylaşırlardı. Hakkı tek başına  küçük bahçeli ve şirin bir evde yaşardı. Bahçesinde cıvıl cıvıl rengarenk çiçekler, ağaçlar ve birde salıncak vardı. Bahçesinde kelebekler uğur böcekleri ve bir kedisi vardı. Kedisinin adı Yumak’tı.

                                                                 Hakkı’nın annesi ve babası Hakkı daha dokuz yaşındayken ölmüş. Hakkın bir Cuma günü Cuma namazını kıldıktan sonra yarın hafta sonu tatili olduğu için çay içmeye çağırmış. Harun ertesi gün Hakkı’nın evine gitmiş. Hakkı demli bir tavşan kanı çay yapmış.  Harun’la beraber sıcak çayı içerken Harun Hakkı’ya çocukluk yıllarını anlatmasını istemiş. Hakkı kabul etmiş. Ve Hakkı anlatmaya başlamış.

                              Çok eskiden Edirne’nin İpsala ilçesinin çevresinde bir köy vardı. Bu köyden  Meriç nehri geçiyordu. İş de o köy bizim köyümüzdü. Benim çocukluğumda çok sevdiğim bir arkadaşım vardı. Bu arkadaşımın adı Tarık’tı. Tarık’la en sevdiğimiz oyun çamurdan evler, tabaklar bardaklar ve değişik cisimler yapmaktı. Ben o gün yine çamur   oynamıştım. Üstüm başım bakılmayacak kadar kirlenmişti. O halimle eve gidemezdim, gitseydim annem dövecekti. Amam oyun oynarken bunların hiç biri aklıma gelmezdi.akşamüstü istemeye istemeye’de olsa gitmek zorunda kaldım. Evin  gri sunta (tahta) kapısına ‘tık tık’ diye vurdum açan olmadı. Bir defa daha ‘tık tık’ diye kapıya vurdum bu sefer açan annemdi. Annem şöylebi ayağımdan başıma kadar baktı. Kolumdan tuttuğu gibi içeriye attı. Bu halin ne bacaksız dedi. Anneme bir şey diyemedim oracıkta suspus kaldım. Annem benim üstümü çıkardıktan sonra banyoya götürdü  sobanın üstünde ısınan  suyu aldı ve sonra beni yıkamaya başladı.  Bir yandan yıkayıp bir yandan dövüyordu. Bende ağlıyordum. Ama annemin vurduğu yerler ne kadar acıyordu bunu  bir ben birde Allah biliyordu. Annemin vurduğu yerde beş parmağının izi çıkıyordu.  Bu olanlara yatalak olan babam hiç müdahale edemiyordu.Annem banyoda beni yıkarken saçlarımın dibine kadar bastırıyordu. Banyodan çıkınca döve döve kıza kıza üstümü giydirdi. Sonra direk yatağımı yere serip uyuttu. Sabah olunca kalktım. Anneme bir daha çamurla oynamayacağıma söz verdim. Elini öpüp özür diledim. Annemle barışmıştık. İçin rahatlamıştı. Annem beni ne kadar döverse dövsün annemi çok seviyordum. Sabah kahvaltısından sonra  evin önünde oturdum. O arada dikkatimi bir şey çekmişti. Bizim köydeki evlerin tümü samandan yapılmış ti ve aynı zamanda tüm evlerin ve ağırların kapıları sunta’dı. Evin önünde duran bir köpeğim vardı bu köpeğimin adı ‘Dost’tu. Dost hem evi hem de ağırdaki  yirmi koyunu iki tanede  ineği koruyordu. ineklerimizden biri çok iyi süt verirdi. Rengi sarı ve beyazdı. Adı ise sarı gelindi.köyün en çok süt veren ineği bizim ineğimizdi. Dost’u çok severdim. Zaten yalnız günlerimde bana arkadaşlık eden derdimi dinleyen iki kişi vardı bunlar Tarık ve köpeğim Dost’tu. Köpeğim dost çok iriydi. Neredeyse benden bile büyüktü.

                                         Ben o zamanlar dördüncü sınıfa gidiyordum. Tarık ve ben aynı sınıfta okuyorduk. Köyün okulu çok küçüktü. Bu nedenle okulda iki sınıf vardı. Bu sınıfların birinde birinci, ikinci ve üçüncü sınıflar diğer sınıfta  dördüncü, beşinci ve altıncı sınıflar okuyordu. Üç sınıf bir arada okuyunca  ders Anlamak biraz  zor oluyordu. Sıralarda   üçer kişi olarak oturuyorduk. Okulumuzda  iki tuvalet vardı. Tuvalete sırayla girerdik. Şimdiki okullarda onlarca tuvalet  bilgisayar odaları, laboratuar’lar var. Yirmişer kişilik sınıflar var. Yepyeni sıralarda sıcak ve rahat ders görüyorlar.

            Diğer gün sınavdan  düşük not aldım. Köpeğim dostla beraber Meriç nehrinin yanında kayalarda oturuyorduk. Köpeğimle dertleşiyordum onunla konuşuyordum ama o beni anlaya biliyor muydu? acaba çok merak ediyorum. Haftalar ayları aylar haftaları kovalarken annem ve babam öldü. Ben Edirne’nin  merkezinde bir çocuk esirgeme kurumuna yerleştirildin orada okulumu açıktanda olsa bitirmeyi başardım. Sonra bu  dernek açtım.  İşte böyle  Harun demiş. O arada saat çok geç olmuştu. Bunun için  Harun  o gün Hakkı ile beraber yatacakmış.

  

--- Harun; çok ilginç  ve güzel bir geçmişin var demiş.

--- Hakkı;  neresi güzel her gün çile ile dayak ilke büyüdüm.

--- Harun; öyle olsada ailen varmış, demiş.

--- benim hiç ailem yoktu demiş

--- Hakkı; Harun sende anlatsana hiçbir şey anlatmadın.

--- Harun ; yarın anlatırım demiş.

 --- Hakkı ; acaba Tarık şimdi ne olmuştur? o günden sonra  hiç haberim olmadı.çok merak ediyorum, demiş.

 Ve sonra beraber butlu bir şekilde yatmışlar. Sabah olmuş kalkmışlar.  Hakkı ve Harun güzel bir kahvaltı yapmışlar. Kahvaltıda bembeyaz  peynir, buharlar yükselen sıcacık taze ekmek ve sıcak çay, bir tabak yeşil zeytin, ahududu reçeli tereyağı ve yoğurt varmış.

             Kahvaltı bittikten sonra beraber derneğe gitmişler. Görevlilere arabanın vermişler. Aşları  ve  urbaları (giyecek) arabaya yüklemişler  ve fakir fukaraya yardıma gitmişler. Mahfil’de İşleri bittikten sonra eve gitmişler. Hakkı bir cezve  kahve yapmış. Bol şekerli demli çayı içerken

Harun geçmişinden bahsedecektim şimdi bahsedeyim demiş. Derin bir nefes aldıktan sonra anlatmaya başlamış. Çok eskiden Keşan’ın çevresinde  bir köyde oturuyorduk. Bir gün sabah erkenden saat daha  07:30 da bir gürültü patırtı ile uyandım. Her yer karma karışıktı. Başım ağrımaya ve dönmeye başlamıştı. Neler olduğunu anlayamıyordum. Sonra öğrendim ki köye teröristler inmiş. Teröristler ve köylüler arasında bir çatışma başlamıştı. O çatışmada kadınlar bile savaşıyordu. O zaman annem ve babam öldü. Bir yardım derneği sayesinde okumaya devam ettim. Ve sonra senle tanıştık. Beraber çalışıp çok iyi arkadaş olduk.  Hakkı çok üzüldüm demiş. Harun kaderimde bu varmış demiş. Evelsi gün hakkı ve Harun Lunaparka gitmişler Lunapark çok güzelmiş.  Çarpışan arabalar, trenler,  dönme dolaplar, atlı karıncalar varmış, Lunapark  çok neşeli bir yermiş. Her tarafta Renkli renkli ışıklar yanıyormuş. Lunapark’ta çocuklar gibi neşeli bir şekilde oynamışlar. Onlar çocukluklarını  çocukken yaşayamamışlar şimdi yaşamaya başlamışlar. 

                              Uzun yıllar geçmiş Harun ve Hakkı hiç ayrılmamışlar. Mutlu mesut bir şekilde yaşamlarını sürdürmüşler taki ölene kadar…

                             

                                    Ubeyde Ensar OKUTAN    

                                   uensarokutan@hotmail.com

                                                   

 

 

 

2/7/2007

Hindistan Cevizi Ve Sayısız Faydaları

Bilindiği gibi Hindistan Cevizi çok besleyici, güçlendirici ve şişmanlatıcı bir besindir. Yüksek oranda fakat kolayca sindirilebilen yağ içerir. Vücut bu yağdan diğer yağlara nazaran daha kolay yararlanır. Bu yağ hem fiziksel hemde kimyasal özelliği bakımından tereyağına çok benzer. Hindistan Cevizi bütün amino asitleri içeren yüksek kalitede protein içeriğine sahiptir. Potasyum, sodyum, magnezyum, ve sülfür açısından da zengin bir besindir.

 

Kurutulmuş hindistan cevizinin enerji değerleri oldukça yüksektir. Her 100 gram Hindistan Cevizi 662 kalori içerir. Tek bir hindistan cevizinin suyu vücudun günlük beslenmesi için gerekli olan C vitaminini yeterli bir oranda karşılar. Ayrıca, B grubu vitaminlerinide içerir. (Niasin, pantotenik asit, biotin, riboflavin, folik asit, tiamin, pyridoxin). Suyu ayrıca sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum, demir, bakır, fosfor, sülfür ve klorda içerir. Olgunlaşmış kuru bir hindistan, cevizi midedeki fazla asit problemlerinin tedavisinde de etkilidir ve hastada rahatlama sağlar.

 

Hindistan cevizi' nin özü sindirim sistemi rahatsızlıkları'nın tedavisinde oldukça etkilidir. Hazımsızlık, kolit, mide ülseri, ishal, kusama, gaz, dizanteri rahatsızlıklarına karşı da oldukça değerli bir besindir. Kusmayı yatıştırmak için diğer metodlar başarısız kaldığında hindistan cevizi çok değerli bir besindir.Kısacası neredeyse her derde deva..!

 

Bünyesinde C vitamini, A ve B vitamininin tüm türlerini içermektedir. Bu vitaminlerin haricinde Mango'da bol miktarda Beta Karotende bulunmaktadır. Beta karoten Cildin güzelleşmesini, çeşitli enfeksiyonların tedavisini vede gece görme zorluklarına karşı bağışıklık sistemini güçlendirir.  Bunun yanında Mango potasyum, lif ve kuvvetli bir anti-oksidan deposudur.

2/7/2007

VERİMLİ DERS ÇALIŞMA YÖNTEMLERİ

              

  “ Hiçbir başarı rastlantı değildir.”

Ana, baba ve öğrtmenlerin öğrenciden genel beklentisi, onların "derslerine çok çalışıp, başarılı olmaları" yönündedir. Beklenti böyle olunca başarısızlığın nedeni, "yeterince çalışmamak" olarak görülmekte ve öğrenciden sürekli daha çok çalışması istenmektedir. Oysa gerekli olan "Bilinçsizce çok çalışmak" değil; verimli ders çalışma yollarını iyi bilerek ve bunlardan gereğince yararlanarak etkili çalışmaktır.

Verimli ders çalışma yollarını öğrenmek isteyen öğrencinin, önce bu yönde olumlu alışkanlıklar kazanmaya kararlı ve istekli olması gerekir. Buna karar verdikten sonra ders çalışmasını aksatan ya da kolaylaştıran alışkanlıklarının bir listesini yapmalıdır. Bir yandan listede yer alan olumsuz alışkanlıklarını bırakmaya çalışırken öbür yandan da olumlu alışkanlıklarını pekiştirmek için çaba göstermelidir. Çalışma ve denemeler, olumsuz alışkanlıklar atılıncaya, olumlu alışkanlıklar iyice yerleşinceye kadar sürdürülmelidir.

 

VERİMLİ DERS ÇALIŞMA YÖNTEMLERİ NELERDİR ?
 

            I- AMAÇLARINIZI BELİRLEYİNİZ

 

Her çalışma bir amaca yönelik olmalıdır. Bu amaçlar, bir sorunun çözümünü öğrenmek, bir yazıdaki ana düşünceyi bulabilmek vs. olabilir. Bunları iyi belirleyerek çalışmaya başlayan kişiler, bu yakın amaçlara ulaşa ulaşa sınıfını geçmek, okulunu bitirmek ve sınavı kazanmak biçiminde özetlenen uzaktaki amaçlarına da ulaşmaktadırlar.

 

            II- PLANLI ÇALIŞINIZ

 

Birden çok iş ya da ders üzerinde aynı günde çalışmanız gerektiğinde hangisinden işe başlayacağınızı bilemediğiniz ya da çalışmaya başlamak için karar veremediğiniz anlar oluyor mu? Bu soruya yanıtınız "evet" ise, sizin planlı çalışmayı bilmediğinizi kolayca söyleyebiliriz. Bu tür bir durumla, yani aynı zamanda birden çok dersi çalışmayla yüz yüze geldiğinizde, derslerden her birinin üzerinizde yarattığı ruhsal baskı, bunlardan herhangi birine kendinizi tümüyle vermenizi engelleyerek ve verimsiz biçimde işlerden birini bırakıp ötekine atılmanıza neden olacaktır.

 

Bu tür kararsızlık ve karışıklık ancak hangi dersi ne zaman yapacağınızı belirli bir sıraya koymakla, yani "karar vermekle" ortadan kalkar. Plan; "nasıl", "ne zaman" ve "nerede" çalışacağınıza karar vermek demektir.

 

Öğrenciler günlük ve haftalık bölümleri de olan aylık çalışma planlarında;
           1- Hangi derslere, haftanın hangi günleri çalışacaklarını,
           2- Geçmiş konuların yinelemesine  ne zaman yer vereceklerini,
           3- Sınav tarihlerini,
           4- Hazırlayacakları ödevlerin neler olduğunu ve zamanını,
           5- Planlarına aldıkları, ancak çeşitli nedenlerden ötürü zamanında yapamadıkları   çalışmalarını ne zaman tamamlayacaklarını,
           6- Dinlenme, müzik dinleme, televizyon izleme, spor yapma, sinema ve tiyatroya gitme gibi ders dışı etkinliklere ne zaman yer vereceklerini göstermelidirler.

 

Günlük çalışma çizelgelerinde; okulda geçen saatler, ders çalışma, eğlenme, dinlenme, ev işlerine yardım ve uyku saatleri gösterilmiş olmalıdır.

 

Çalışmaya başlayacağı zaman kendini yorgun ve isteksiz hisseden öğrenci çalışma saatlerini yanlış seçmiş demektir. Beklemesizin günlük çalışma çizelgesinde gerekli değişikliği yapmalıdır.


III- ZAMANI VERİMLİ KULLANINIZ

İnsanlar  bedensel, zihinsel, duygusal yapı, ilgileri ve yetenekleri bakımından birbirlerinden ayrılırlar. Bir öğrencinin isteyerek çalıştığı ve hemen öğrendiği bir dersi, diğer bir öğrenci zor öğrenebilir. Bir başka öğrenciyse çabuk yorulabilir ya da çalışmak istemeyebilir. Bu nedenle bir ders ya da konu içinde ayrılacak süre öğrenciden öğrenciye değişir. Her öğrenci zamanı kendine göre ayarlamalıdır.

Bir saat çalıştıktan sonra araya 10 - 15 dakikalık dinlenme aralığı koymak yararlı olur. Böylece bir saatlik çalışma sonunda dağılan dikkat ve azalan verim yeniden kazanılır.

Ders çalışmak için gerekli gücün toplanabilmesi bakımından eğlenmeye ve spora da zaman ayrılmalıdır. Ancak bu sürenin saptanmasında özenli davranılmalıdır.


IV- VERİMİ AZALTICI ETKENLERİ ORTADAN KALDIRINIZ

Çalışmaya başlamadan önce, yorgunluk, uykusuzluk, ağrı, sızı, üzüntü, korku, öfke, aşırı kaygı, fazla heyecan, endişe, açlık, aşırı tokluk, aile dertleri, normalin altında ve üstündeki fiziki şartlar (çok sıcak, çok soğuk gibi) acelecilik, telaş, araç ve gereç noksanlığı gibi etkenlerin elden geldiğince giderilmesi gerekir.

            V- UYGUN BİR ÇALIŞMA ORTAMI SEÇİNİZ

Çalışma yerinin seçimi çok önemlidir. Çalışma yeri derli toplu ve yalın, elden geldiğince alışılmış ve dış uyarılara kapalı olmalıdır. Ayrıca ışık, ısı gibi fiziksel sorunları da çözümlenmelidir. Ayrı bir yerin sağlanamaması durumu çalışmadan kaçmanın bir nedeni olmamalı, elverişsiz koşullarda da ders çalışmaya alışmalıdır.

Yatakta, koltukta ve divanda uzanarak çalışmak, bir konuya yoğunlaşmayı güçleştirecek, öğrencinin çalışmak için daha çok zaman yitirmesine neden olacaktır.


VI- DİKKATİNİZİ UYANIK TUTUNUZ

İnsanda dikkat her an vardır, önemli olan bunun çalışılan konu üzerinde toplanabilmesidir. Sevilen ve ilgi duyulan bir konu, dikkatin uyanık tutulmasına yardım eder. Sürekli belirli yerlerde çalışmak, gürültünün bulunmadığı ortamlarda çalışmak, sandalyede oturarak çalışmak, masada gerekli araçlar dışında başka şeyler bulundurmamak, çalışma yerini 18-20 derece sıcaklıkta tutmak, işleri sıraya koymak, işleri bitirmede kendinizle yarış kararı almak, her seferinde bir çeşit işle çalışmak dikkatin dağılmasını önleyici yöntemlerdir.


VII- DERSE HAZIRLIKLI GELİNİZ

Başarılı olmanın yollarından biri de derslerin işlenmesine etkin olarak katılmaktır. Derslerde sürekli edilgin durumda kalan öğrencilerin işlenen konuları anlamaları zordur. Öğrenciler okula gelmeden önce, o gün işleyecekleri konuları gözden geçirmelidirler. Böylece hem derslerin işlenişine katılmak için gerekli güveni kazanırlar, hem de öğretmenin anlattıklarını daha kolay anlarlar.

Gerek işlenecek konulara hazırlanırken, gerekse işlenen konular gözden geçirilirken, anlamakta zorluk çekilen yerler belirlenmeli, bu konularla ilgili sorular hazırlanıp, derste öğretmene sorulmalıdır. Öğretmenlerin derse hazırlıklı gelen, soru soran, katılımcı öğrencileri daha çok sevdikleri de unutulmamalıdır.


VIII- ETKİN DİNLEME  ve NOT TUTMA

 Dinleme bir beceridir. Ve bu beceri birtakım ilke ve yöntemlerle çok daha etkili bir biçimde kullanılabilir. İnsan iletişiminin yaklaşık %90 ı sözel olarak yapılmaktadır. Bu iletişinin ancak yarısı kısa bir süre sonra anımsanabilir.  Aradan bir süre geçtiğinde ise % 20 - 25 ini bile zor anımsarız. Bütün bu nedenlerden dolayı etkin dinleme ilke ve yöntemlerini öğrenmek ve bunları uygulamak daha da önem kazanmaktadır.

Etkili dinleme sadece söylenilenleri duymak değil, aynı zamanda bu söylenenleri önemli bulmak, kavramak ve değerlendirmektir. Unutulmamalıdır ki, dinleme etkin bir süreçtir.

 

Olaya bir de başka bir boyuttan bakalım. Etkin dinleme öğretmen-öğrenci ilişkilerini de olumlu bir yönde etkiler. Öğretmen genellikle kendini dinleyen ve dinlediğini çeşitli biçimlerde belli eden öğrencilere daha fazla ilgi gösterir ve onlara dönerek konuşur. Öğretmen dersi anlatırken dinleyicilere gerek duyar. Bu nedenle başını sallayan, not tutan, dikkatini yoğunlaştıran aktif öğrencilere daha fazla ilgi gösterir.Öğretmenin sınıf içindeki en önemli görevlerinden biri öğrenciye bilgi aktarmaktır ve  bunu genellikle anlatarak gerçekleştirir. Öğrenci ise öğretmenin bu anlattıklarını anlamak amacıyla dinlemektedir. İşte önemli olan da öğrencinin bu dinleme işlevini nasıl yaparsa daha başarılı olacağıdır.

Etkin bir dinleyici olmak için "İDİKAN" adlı bir yöntemi uygulayabiliriz.

Bu yöntem;

İ – İleriye,

D – Düşünceler,

İ – İşaretler,

K – Katıl,

A – Araştır,

N - Not tut,  olmak üzere 6 basamaktan oluşmaktadır.

Bu basamakları kısaca açıklayalım.

Öncelikle" ileriye " bak basamağından başlayalım. Öğrenci sınıfta öğretmenini dinlerken, öğretmenin anlattıklarından yola çıkarak daha sonra neler söyleyebileceğini tahmin etmeye çalışmalıdır. Bu da öğrencinin dikkatinin dağılmasını engeller ve öğrenciyi sürekli uyanık tutar. Hatta öğrencinin etkin olarak katılımını sağlar. Öğrenci daha önceden o günkü konuları okuyarak sınıfa gelirse hem anlatılanlara yabancı kalmamış, hem de dersteki tahminlerini daha kolay yapmış olur. Bu yöntemle öğrenci derste anlatılanları daha önce okuduğu için daha kolay bir şekilde hatırlar.

İkinci olarak "düşünceler " basamağı karşımıza çıkıyor. Bu basamak bize önemli düşüncelere önem vermemiz gerektiğini ve bunları göz ardı etmememiz gerektiğini anlatmaktadır. Öğrenci öğretmenin bir ders boyunca anlattıklarının ana düşüncesini bulmaya çalışmalıdır. Ders boyunca kendi kendine bu konunun ana düşüncesi nedir?, Burada anlatılmak istenen nedir? gibi sorular sorması gerekir. Bu sorular öğrencinin ana düşünce ve kavramları bulmasına yardımcı olur.

Üçüncü olarak" işaretler " basamağına bakalım. Öğrenci sınıf içinde devamlı uyanık olmak zorundadır. Öğretmenin hiçbir dediğini kaçırmamalıdır. Öğretmenin işaretlerine karşı dikkatli ve uyanık olmalıdır. Bir öğretmen konuyu anlatırken mutlaka ufak ipuçları verir. Bazı konuların üzerinde ısrarla durur. Örneğin bir konunun önemli bir bölümünü anlatırken belirli kelimeler kullanır, ses tonunda farklılıklar yaratarak çeşitli ipuçları verir. Öğretmenler seslerini yükselterek ya da "burası önemli", "dikkat ederseniz" gibi sözel vurgularla önemli noktalara işaret ederler. Bir öğretmen hiçbir zaman bu bir sınav sorusudur demez, ama çeşitli ipuçlarıyla bunu belli eder. Bu ipuçlarından birkaçına örnek verirsek: önemli, başlıca, can alıcı, burada esas düşünce, şunu unutmayınız ki, sonuç olarak, bu nedenle, özetle vb. ...Bu ipuçlarına dikkat edildiğinde öğrenci sınavda sorulabilecek sorular  hakkında doğru öngörüler geliştirebilir.

Bir başka basamak ise "katıl" basamağıdır. Öğrenci sınıf içinde sürekli etkin olmalıdır. Edilgin bir öğrenci hiçbir zaman gerekli başarı düzeyine ulaşamaz. Öğrenci derse olanak bulduğu her anda katılmalıdır. Öncelikle derse zamanında gelmeli, sınıfta oturacağı yeri iyi seçmeli, görebileceği, duyabileceği bir yere oturmalıdır. Ve ders sırasında öğretmenin söylediklerine gülümseyerek, kaşlarını çatarak, başını sallayarak olumlu ya da olumsuz tepki göstermelidir. Böylece öğretmen de anlaşılan ya da anlaşılmayan yerleri çok daha iyi bir şekilde görebilir. Ayrıca bu öğretmeni de hoşnut eder. Onun yönelimini artırır, onu cesaretlendirir. Öğretmen dinlenildiğinin farkına varır. Oysa ki anlattıklarına karşı hiçbir tepki göstermeyen donuk, edilgin öğrenciler karşısında öğretmen de bir şeyler anlatmak istemez. Öğrenciler öğretmene tepkide bulunarak dersin niteliğini yükseltmek de öğrencilerin elindedir.

Beşinci olarak karşımıza "araştır" basamağı çıkıyor. Öğrenciler nedense ders sırasında soru sormaktan çok çekinmektedirler. Ve düşüncelerini, görüşlerini rahatça söyleyememektedirler. Oysa ki bu çok yanlıştır. Ders sırasında anlaşılmayan bir yer varsa ya da merak edilen bir soru varsa bu soru rahatlıkla sorulmalıdır. Hiçbir şekilde çekinceli tutum takınılmamalıdır. Sorulara verilen yanıt anlaşılmadıysa ve açıklamalar yeterli değilse, yeni sorular sorulmalı ve açıklama yapılması istenilmelidir. Eğer ders süresi yetersiz geldiyse, ders bittikten sonra öğretmene ya da diğer öğrencilere de sorulabilir.

En son basamak ise " not tut" basamağıdır. Dinleme yoluyla öğrenilen bilgiler çok uzun süreler hafızada duramaz. Öğrenilenlerin zaman zaman yineleme yapması gerekir. Bir öğrenci ders sonunda, o derste dinlediğinin ancak %55 ini hatırlayabilir.Tekrar yapılmadığı sürece bu oran bir hafta sonra %17 lere düşer. Bu yüzden not tutmanın çok büyük bir önemi vardır. Not tutmanın iki önemli yararı vardır. Bunlarda birincisi eğitimin temel koşulu olan "etkin katılımı" sağlar. Öğrenci derste edilgin durumdan etkin duruma geçer. Not tutma sayesinde derste devamlı uyanık olur, dikkatini derse yoğunlaştırır ve dikkatinin dağılmasını engeller. İkinci önemli yararı ise unutmayı engellemesidir. Unutkanlık düşmanını bizim yararımıza çevirecek en önemli girişim not tutmaktır. Özellikle alınan notlar eve gelince bir de temize çekilirse hafızaya daha iyi yerleşir.

Öğrencilerin büyük bir kısmı not tutma yöntemini bilmemektedir.

Not tutarken;
           1- Anlatılanlar öğretmenin ağzından çıktığı gibi değil, anlaşıldığı gibi yazılmalıdır.
           2- Öğretmenin anlattığı konunun ana fikri ve anlamları kavranıncaya kadar beklenilmelidir.
           3- Zamanın çoğu yazmakla değil, dinlemekle, düşünceleri kavramaya çalışmakla geçmelidir.
           4- Konu; grafik, şekil, istatistik vb. bilgilere dayalı olarak anlatılıyorsa notlar arasına bunlarda alınmalıdır.
           5- Önemli düşünce ve paragrafların aynen yazılmasında fayda vardır.
           6- Yazıların düzgün ve okunaklı olmasına önem verilmelidir. Önce karalama yapma, sonra temize çekme yoluna gidilmelidir.


IX- ARAÇ - GEREÇ VE KAYNAKLARDAN YARARLANINIZ

Öğrenci, herhangi bir konunun öğrenilmesinde, basılı araçlara ne kadar baş vurursa, öğrenme ilgisi ve zihinsel yetileri de o kadar çok genişleyecektir.

Basılı öğrenme araçlarından yararlanmada çizelge grafik, harita ve resimlerin özel bir önemi vardır. Bunlar sayfalarca anlatılan bilgileri topluca ve bir arada vererek o konunun kavranmasına yardımcı olmaktadırlar.


X- VERİMLİ OKUYUNUZ

        Okuma, öğrenmenin en temel yoludur. Öğrenmede hızlı okuma önemli ve gereklidir. Hızlı okumayla hem okunanlar daha iyi anlaşılır, hem de zamandan kazanılır. Okuma hızı lise öğrencileri için yaklaşık 180-220  sözcüktür. Bu hız okunulan yazının niteliğine ve okumanın amacına göre ayarlanmalıdır. Zaman geçirmek amacıyla bir hikaye veya roman okurken okuma hızı oldukça yüksek olabilir. Ama okuma, yorum yapma, eleştirme, özet çıkarma için yapılıyorsa okuma hızı yavaş olmalıdır.

Hızlı okumanın en önemli yolu sesiz okumadır. Sessiz okuma hızı arttırdığı gibi anlamayı da kolaylaştırır. Hızlı ve anlamlı okuma becerisi kazanabilmek için bol bol okuma çalışmaları yapılmalıdır. Önce gazete, öykü ve roman gibi şeylerle işe başlamalı giderek boş zamanları okuyarak değerlendirme alışkanlığı kazanılmalıdır.


XI-ARALIKLI YİNELEMELER YAPARAK UNUTMAYI ÖNLEYİNİZ

           Öğrenilenler zamanla unutulabilir. Unutmayı önlemenin iki yolu vardır. Bunlardan biri öğrenilen bilgileri yeri geldikçe kullanmak, diğeri de aralıklı olarak yinelemektir.

       

           Öğrenciler öğrendiklerini yeri geldikçe kullacaklar, bu bilgilerin işe yaradığını görecekler, hem de yeni bilgiler edinmeye yöneleceklerdir.

Aralıklı olarak yapacakları tekrarlarla bir taraftan geçmişte öğrendiklerini anımsarken diğer yandan da sınavlara her an hazır durumda olacaklardır.

 

             XII- SINAVLARIMI NASIL ATLATIRIM ? 

 

Eğitim psikologlarından en iyi on öneri: 

 

Yardım alın:  Öğretmenlerinize sınava nasıl çalışılabileceğini sorun.

Çalışır ve yinelerken kısa aralar verin: Yorgun bir zihin iyi anımsayamaz.

Çalışma programı yapın:  En iyi çalışabileceğinizi düşündüğünüz zamanlarda yinelemeler yapın.

Sağlıklı kalın:  İyi uyuyun ve yeterli beslenin.

Egzersiz yapın:  Yürüyün, koşun, herhangi bir sporla uğraşın.

Olumlu düşünün:  Başarısızlığı veya geleceği düşünmeyin.

Elinizden gelenin en iyisini yapın:  Hiç kimse daha çoğunu yapamaz.

Tetikte olun:  Hasta gibi hissederseniz, endişeleriniz hakkında birileriyle konuşun.

Çok rahat ta davranmayın:  Sınav konusunda ölçülü endişe çok çalışmanızı sağlar.

Akıllı olun:  Eğer sınavdan sonra bu konuyu konuşmak istemiyorsanız, konuşmayın. Aslında bu konuda hiç düşünmeyin bile. Yapılan yapılmıştır. Yazdıklarınızı değiştiremezsiniz.

29/6/2007

KARINCA ÜLKESİ

Karınca ülkesinde karıncalar çok mutluymuş. Her zaman çalışırlarmış. Yazın kış için hazırlık yaparmış. Karıncalar insanların kendilerinden katlarca büyük olduğu için devler dermiş. İnsanlardan çok korkarlarmış. Bir gün karıncalar kendi aralarında yeni bir ev yapmaya karar vermişler. Herkes işini aksatmadan çalışırmış. Kısa süre içinde yeni evlerini bitirmişler. Evlerine kış için yiyecekler depolamaya başlamış. Karıncalar kendilerinden üç kat büyük olan şeyleri taşıya bilirlermiş. Çoğunlukla karıncalar çekirdek kabuğu depo ederlermiş. Karıncaların en çok sevdiği şeylerden biride çikolataymış. Bir gün karıncalarda biri çok büyük bir çikolata bulmuş. Hemen telleriyle diyer arkadaşlarına sinyal vermiş. Arkadaşları hemen gelmişler. Hep beraber çikolatayı evlerine taşımışlar. Bir gün karıncalardan biri gezerken insan onu ezmiş. Tüm karıncalar üzülmüş. Onun cenaze namazını kılıp gömmüşler. Bir akşam uyurlarken. Bir insan evlerinin yanından geçmiş. Sanki deprem oluyormuş. Evleri sarsılmış. Tüm karıncalar çok korkmuş. Sabah olunca karıncalar erkenden kalkıp çalışmaya başlamış. Küçük karıncalardan biri insanın üzerine çıkmış. İnsan ona vurmaya çalışıyormuş. Karınca olağanca hızıyla koşmaya başlamış. Sonunda insandan kurtulmuş. Ama küçük karınca korkudan bayılmış. Karıncalar onu eve taşımış. Günlerden bir gün oturdukları yerin yan tarafında yaşayan bir insan küçük bir kuş almış. Bu kuş karnı doyana kadar karınca ve diyer küçük böceklerden yiyormuş. Karınca ailesinden  anne ve baba çok endişeleniyormuş. Aile üyelerinin çok kalabalık olmasına rağmen çok az karınca kalmış. Bir gün kuş ölmüş karıncalar rahatlamış. Kış gelince depoladıkları yiyecekleri yiyerek geçinmişler.

                       U.Ensar Okutan

 

 

29/6/2007

HERŞEY VATAN İÇİN

   Mavi Su köyü küçük bir karyeydi(köydü). Ama küçük olması önemli değildi çok güzel ve sevimli bir köydü. Herkes birbirini tanır ve severdi. Bu köyde hiç hırsız olmazdı. Herkes birbirine maddi ve manevi katkıda bulunurdu. Bu köyün hayvanları çok güzeldi. Yemyeşil çayırları kırları vardı. Mavi su köyünde bir delikanlı vardı bu delikanlının adı Mücahit ti .Mücahit genç dinamik ve güçlüydü. Köyde herkes onu çok severdi. Özelliklede çocuklar  severdi. Çünkü  Mücahit onlara çok sıcak ve iyi kalpli davranırdı. Onlara uçurtma yapar sonra beraber uçururlardı. Çayırlarda çocuklarla güreş yapıp şakalaşırdı. Mücahit askere gidip vatanı için savaşmayı çok istiyordu. Ve bir gün bu genci askere çağırdılar.Mücahit buna çok sevindi. Askerliğini Çanakkale’de yapacaktı.

  

          Sabahın erken saatlerinde köy yoluna inip şehre gidecek olan kağnıyı bekliyordu.Köye otobüs gelmiyordu. Bunun için kağnı ile gitmek zorunda kaldılar. Kağnı ise karşı köyden geliyordu. Beklerken ısınmak için ellerini ovuşturarak olduğu yerde zıplamaya başladı. Her yerde sessizlik vardı.O gün Mücahit çok heyecanlıydı.Çünkü onu askere çağırıyorlardı,ve Savaşa çağırıyorlardı. Etrafı dinledi.Kuşlar cik cik diye tatlı ve dikkat alıcı sesler çıkarıyordu..Sanki ona hepsi birden; vatanını koru, diyorlardı.Onu uğurlamaya gelen annesi ağlıyordu.Yiyeni Hafsanur’u kucağına alıp öptü.Ağlamamak için kendini zor tutuyordu.Abisi ve yengesiyle de vedalaştı.Köye gelecek kağnı yaklaşınca, Mücahid’in heyecanı arttı.Üzüntüyle karışık bir duygu içinde,kağnıya binip yerine oturdu.Yolda komşu köyden Bilal ve Velit ile tanıştı.Onlara nereye gittiklerini sordu.Çanakkale’ye gidiyoruz dediler.Ne güzel,ben de oraya, savaşmaya yurduma katkıda bulunmaya gidiyorum dedi. Kağnıdan  şehit mezarlıklarını  gördü.Geride bıraktıklarını umursamaz oldu.Çanakkale’ye gitmeyi daha çok istedi. Kağnıda herkese yer olmadığı için biraz sıkışmışlardı. Kağnıyla Çanakkale’ye gitmek 3 gün sürmüştü. Yanlarında yiyecek depolamışlardı. Acıktıkları zaman bir yerde durup karınlarını doyurduktan sonra  yollarına devem ettiler.

    

Çanakkale’ye geldiler.Çağrıldığı yerdeki askerlere katıldılar. Uzun bir yolculuktan geldikleri halde çok dinamiklerdi. Bunun üzerine bir Çanakkale savaşı çıktığını öğrendiler.ve sonra hemen hep beraber dağa çıktılar.çengeleri (çadır) kurdular.Çadırlara bazı besinler koydular.Su taşıdılar,beraber savaş için hazırlıklar yaptılar.Uzun derinlikte sığınaklar yaptılar.Dağa çıkalı daha yarım saat olmuştu.Mücahit gökyüzüne ve dağların en uzak noktalarına doğru gözünü gezdiriyordu.Düşman askerleri çok kalabalık görünüyordu.Ve denize bakınca gözlerini alan bir ışık gördü bu düşman gemileriydi.  Bu duruma çok üzüldü ama, yine de içinde biz hepsini de öldürüp atarız  diye bir inanç oluştu.Gece saat iki buçuk sularında kalkıp bu savaşta çarpışmanın yararlarını ver zararlarını düşündü.Yenilmeleri durumunda vatanın geleceğini göz önüne getirdi.Gülerek nöbet tutmaya gitti. Vatanı savunmak benim hayatımdan daha önemli, diye düşündü.Bilal de uyandı, Mücahid’in yanına geldi.

         Ona bakarak: “Biz vatanımızı korumak için son hazırlıklarımızı yaptık ama, senin yaşın daha küçük,aslında senin gibi birini askere bile çağırmazlar. Eğer gönüllü olarak geldiysen bu çok güzel.Senin gibi biriyle tanıştığım için kendimi çok şanslı kabul ediyorum..Bu vatanda böyle vatan sevgisiyle dolu yiğitler oldukça düşman bize hiçbir şey yapamaz” dedi.                                                                                                                                                 Mücahit “Vatanını savunan herkes yiğittir,milleti için ölen herkes kahramandır”dedi.

          Konuşmalarını bozan davetsiz misafirler çıktı.Etrafı kurşun yağmuruna dizdiler.Herkes sığınaklardan silahları tüfekleri aldı. Savaşmaya atıldı.Kuşlar  cak diye ötüyordu.Sanki kuşlar çıldırmış gibiydi.Aradan on beş dakika geçti.Her yer kıp kırmızı kanlara boyandı.Her yer darmadağınıktı.Sığınaklardan durmadan askerler çıkıyordu.Her yerde şehitler vardı.Etraf çok korkutucuydu.Biraz ilerde Mücahit ayağından vurulmuştu,yerdeydi.Sürünerek kenara çekilebilirdi,kurtulabilirdi.Ama yerinden kalktı,savaşmaya devam etti.Sonra başından vurulup şehit oldu.Bilal Mücahit’in ölüsünü gördü,yanında Velit vardı.Biraz sonra Velid  de  karnından vurulup şehit oldu.

 Çanakkale’de güçlü ordulara karşı savaşıyorlardı.Ülkelerini vermemek için direniyorlardı.Askerler büyük bir inanç ve vatan sevgisiyle savaşıyorlardı.Kanlarının son damlasına kadar pes etmeyeceklerdi.Son kurşunları atıncaya kadar savaştılar,düşmanı vatana sokmadılar.

          Bilal,savaştan sonra Mücahit ile Velid’i görmek için,heyecanlı heyecanlı etrafa bakıyordu;Mücahit yerdeydi.Bilal bu durumda avaz avaz bağırıyordu,ağlıyordu.Mücahit’in şehit olmuş bedenine sarılarak,zafer kazandıkları kutsal topraklara gözyaşları döküyordu.

         Savaş bittikten sonra Mücahit’in ailesine Mücahit’in  şehit olduğunun haberi köye geldi. Annesi  ağlıyordu. Çok üzgündü. Köydeki herkes özelikle çocuklar çok üzgündü. Anne  ağlıyordu ama çocuğu vatan uğruna savaşırken şehit olduğu  üzüntüsü biraz olsun azalmıştı. Çanakkale savaşından sağ kalanlardan ve mücahit’in ölümüne şahit olan Bilal annesi ve babasını yanına alıp o ahlakında terbiyesinden ve fedakarlığından etkilendiği  mücahit’in ailesinin olduğu  mavi su köyüne yerleşti. Hemde mücahit’in  annesinin evinin tam yanına yerleşmiş komşu olmuşlar. Bilal mücahit’in yerini doldurmuş çocuklarla artık o güreşip kışın, kartopu oynayıp  uçurtma uçururmuş. Ve yıllarca mutlu mesut yaşamışlar.  Haftalar aylar yılları yıllar ayları kovalamış. Mavi su köyünden birçok şehit olmuş.

                      
ENSAROKUTAN