GERÇEK DOSTLAR
Edirne’nin Lalapaşa ilçesinde güzel bir mahalle vardı. Sokak köpekleri ve kedileri olmazdı. Tüm yabani otlat düzenli bir şekilde biçilirdi. Otlar sık sık sulanırdı. Solan çiçekler hemen kesilir yerlerine yenileri dikilirdi. Mahalden geçen insanlar birbirlerine merhaba merhaba diye seslenirlerdi. Bu mahallede hiç hırsızlık olmazdı. Mahalle sakinlerini hepsi birbirlerini çok iyi tanırlardı. Esnaflar bir yere gidecekleri zaman dükkanlarını kapatmazlardı. Bu mahallede sık sık polisler dolanır dururdu. Çünkü başka yerlerden kötü niyetli kötü insanlar gelebilirdi. Çok sevimli şirin ve oldukça sakin bir mahalleydi.
Bu mahallede bir yardım derneği yardı. Bu derneğin adı bir avuç su derneğiydi. Bu derneğin kurucusu aynı zamanda başkanı olan bir adam vardı. Çok yardımsever, temiz kalpli , çehresi nur dolu bir adamdı. Yüzünden hiç gülücükler eksilmezdi. Kendi sorunları olsa bile dışarıya yansıtmazdı. Su gibi tertemiz bir adamdı. Bu adamın adı Hakkı’idi. Hakkı yeşil gözlü, uzun boylu, siyah saçlı, bembeyaz yüzlü bir adamdı. Bu yardım derneğinde çeşitli yardımlar dağıtılırdı.Aş (yemek)yardımları,urba (giyecek) yardımları dağıtılırdı.Hakkının bir yardımcısı vardı. Bu yardımcısının ismi Harun’du. Harun’da Hakkı gibi çok temiz kalpli iyi bir insandı. Hakkı ve Harun çok iyi bir arkadaştı. Her dertlerini sırlarını paylaşırlardı. Hakkı tek başına küçük bahçeli ve şirin bir evde yaşardı. Bahçesinde cıvıl cıvıl rengarenk çiçekler, ağaçlar ve birde salıncak vardı. Bahçesinde kelebekler uğur böcekleri ve bir kedisi vardı. Kedisinin adı Yumak’tı.
Hakkı’nın annesi ve babası Hakkı daha dokuz yaşındayken ölmüş. Hakkın bir Cuma günü Cuma namazını kıldıktan sonra yarın hafta sonu tatili olduğu için çay içmeye çağırmış. Harun ertesi gün Hakkı’nın evine gitmiş. Hakkı demli bir tavşan kanı çay yapmış. Harun’la beraber sıcak çayı içerken Harun Hakkı’ya çocukluk yıllarını anlatmasını istemiş. Hakkı kabul etmiş. Ve Hakkı anlatmaya başlamış.
Çok eskiden Edirne’nin İpsala ilçesinin çevresinde bir köy vardı. Bu köyden Meriç nehri geçiyordu. İş de o köy bizim köyümüzdü. Benim çocukluğumda çok sevdiğim bir arkadaşım vardı. Bu arkadaşımın adı Tarık’tı. Tarık’la en sevdiğimiz oyun çamurdan evler, tabaklar bardaklar ve değişik cisimler yapmaktı. Ben o gün yine çamur oynamıştım. Üstüm başım bakılmayacak kadar kirlenmişti. O halimle eve gidemezdim, gitseydim annem dövecekti. Amam oyun oynarken bunların hiç biri aklıma gelmezdi.akşamüstü istemeye istemeye’de olsa gitmek zorunda kaldım. Evin gri sunta (tahta) kapısına ‘tık tık’ diye vurdum açan olmadı. Bir defa daha ‘tık tık’ diye kapıya vurdum bu sefer açan annemdi. Annem şöylebi ayağımdan başıma kadar baktı. Kolumdan tuttuğu gibi içeriye attı. Bu halin ne bacaksız dedi. Anneme bir şey diyemedim oracıkta suspus kaldım. Annem benim üstümü çıkardıktan sonra banyoya götürdü sobanın üstünde ısınan suyu aldı ve sonra beni yıkamaya başladı. Bir yandan yıkayıp bir yandan dövüyordu. Bende ağlıyordum. Ama annemin vurduğu yerler ne kadar acıyordu bunu bir ben birde Allah biliyordu. Annemin vurduğu yerde beş parmağının izi çıkıyordu. Bu olanlara yatalak olan babam hiç müdahale edemiyordu.Annem banyoda beni yıkarken saçlarımın dibine kadar bastırıyordu. Banyodan çıkınca döve döve kıza kıza üstümü giydirdi. Sonra direk yatağımı yere serip uyuttu. Sabah olunca kalktım. Anneme bir daha çamurla oynamayacağıma söz verdim. Elini öpüp özür diledim. Annemle barışmıştık. İçin rahatlamıştı. Annem beni ne kadar döverse dövsün annemi çok seviyordum. Sabah kahvaltısından sonra evin önünde oturdum. O arada dikkatimi bir şey çekmişti. Bizim köydeki evlerin tümü samandan yapılmış ti ve aynı zamanda tüm evlerin ve ağırların kapıları sunta’dı. Evin önünde duran bir köpeğim vardı bu köpeğimin adı ‘Dost’tu. Dost hem evi hem de ağırdaki yirmi koyunu iki tanede ineği koruyordu. ineklerimizden biri çok iyi süt verirdi. Rengi sarı ve beyazdı. Adı ise sarı gelindi.köyün en çok süt veren ineği bizim ineğimizdi. Dost’u çok severdim. Zaten yalnız günlerimde bana arkadaşlık eden derdimi dinleyen iki kişi vardı bunlar Tarık ve köpeğim Dost’tu. Köpeğim dost çok iriydi. Neredeyse benden bile büyüktü.
Ben o zamanlar dördüncü sınıfa gidiyordum. Tarık ve ben aynı sınıfta okuyorduk. Köyün okulu çok küçüktü. Bu nedenle okulda iki sınıf vardı. Bu sınıfların birinde birinci, ikinci ve üçüncü sınıflar diğer sınıfta dördüncü, beşinci ve altıncı sınıflar okuyordu. Üç sınıf bir arada okuyunca ders Anlamak biraz zor oluyordu. Sıralarda üçer kişi olarak oturuyorduk. Okulumuzda iki tuvalet vardı. Tuvalete sırayla girerdik. Şimdiki okullarda onlarca tuvalet bilgisayar odaları, laboratuar’lar var. Yirmişer kişilik sınıflar var. Yepyeni sıralarda sıcak ve rahat ders görüyorlar.
Diğer gün sınavdan düşük not aldım. Köpeğim dostla beraber Meriç nehrinin yanında kayalarda oturuyorduk. Köpeğimle dertleşiyordum onunla konuşuyordum ama o beni anlaya biliyor muydu? acaba çok merak ediyorum. Haftalar ayları aylar haftaları kovalarken annem ve babam öldü. Ben Edirne’nin merkezinde bir çocuk esirgeme kurumuna yerleştirildin orada okulumu açıktanda olsa bitirmeyi başardım. Sonra bu dernek açtım. İşte böyle Harun demiş. O arada saat çok geç olmuştu. Bunun için Harun o gün Hakkı ile beraber yatacakmış.
--- Harun; çok ilginç ve güzel bir geçmişin var demiş.
--- Hakkı; neresi güzel her gün çile ile dayak ilke büyüdüm.
--- Harun; öyle olsada ailen varmış, demiş.
--- benim hiç ailem yoktu demiş
--- Hakkı; Harun sende anlatsana hiçbir şey anlatmadın.
--- Harun ; yarın anlatırım demiş.
--- Hakkı ; acaba Tarık şimdi ne olmuştur? o günden sonra hiç haberim olmadı.çok merak ediyorum, demiş.
Ve sonra beraber butlu bir şekilde yatmışlar. Sabah olmuş kalkmışlar. Hakkı ve Harun güzel bir kahvaltı yapmışlar. Kahvaltıda bembeyaz peynir, buharlar yükselen sıcacık taze ekmek ve sıcak çay, bir tabak yeşil zeytin, ahududu reçeli tereyağı ve yoğurt varmış.
Kahvaltı bittikten sonra beraber derneğe gitmişler. Görevlilere arabanın vermişler. Aşları ve urbaları (giyecek) arabaya yüklemişler ve fakir fukaraya yardıma gitmişler. Mahfil’de İşleri bittikten sonra eve gitmişler. Hakkı bir cezve kahve yapmış. Bol şekerli demli çayı içerken
Harun geçmişinden bahsedecektim şimdi bahsedeyim demiş. Derin bir nefes aldıktan sonra anlatmaya başlamış. Çok eskiden Keşan’ın çevresinde bir köyde oturuyorduk. Bir gün sabah erkenden saat daha 07:30 da bir gürültü patırtı ile uyandım. Her yer karma karışıktı. Başım ağrımaya ve dönmeye başlamıştı. Neler olduğunu anlayamıyordum. Sonra öğrendim ki köye teröristler inmiş. Teröristler ve köylüler arasında bir çatışma başlamıştı. O çatışmada kadınlar bile savaşıyordu. O zaman annem ve babam öldü. Bir yardım derneği sayesinde okumaya devam ettim. Ve sonra senle tanıştık. Beraber çalışıp çok iyi arkadaş olduk. Hakkı çok üzüldüm demiş. Harun kaderimde bu varmış demiş. Evelsi gün hakkı ve Harun Lunaparka gitmişler Lunapark çok güzelmiş. Çarpışan arabalar, trenler, dönme dolaplar, atlı karıncalar varmış, Lunapark çok neşeli bir yermiş. Her tarafta Renkli renkli ışıklar yanıyormuş. Lunapark’ta çocuklar gibi neşeli bir şekilde oynamışlar. Onlar çocukluklarını çocukken yaşayamamışlar şimdi yaşamaya başlamışlar.
Uzun yıllar geçmiş Harun ve Hakkı hiç ayrılmamışlar. Mutlu mesut bir şekilde yaşamlarını sürdürmüşler taki ölene kadar…
Ubeyde Ensar OKUTAN




